Yapay Zekâ ile Üretilen İçeriklerin Mülkiyeti ve Kullanım Hakkı

Teknolojik gelişmelerin hız kazanması ve yapay zekâ temalı içeriklerin gündelik yaşamda daha görünür hale gelmesiyle birlikte, yapay zekâ kavramı yalnızca teknik çevrelerin değil, toplumun hemen her kesiminin dikkatini çeken bir alan haline dönüşmüştür. Geçmişte ağırlıklı olarak savunma sanayiinde ve askerî teknolojilerde kullanılan yapay zekâ sistemleri, bugün bireylerin günlük hayatında kullandığı elektronik cihazlardan dijital içerik üretim platformlarına kadar geniş bir kullanım alanına sahiptir. Bu gelişim süreci, yapay zekânın yalnızca teknik bir araç olmanın ötesine geçerek sosyal, kültürel ve hukuki sonuçlar doğuran bir olguya dönüşmesine neden olmuştur.

Özellikle yapay zekâ sistemleri aracılığıyla müzik eserleri, şiirler, romanlar, görsel sanat ürünleri ve benzeri yaratımların ortaya konulması; bu ürünlerin hukuk düzeni içerisinde nasıl değerlendirileceği meselesini gündeme taşımıştır. Nitekim bu tartışmalar yalnızca ulusal hukuk sistemleri bakımından değil, uluslararası platformlarda ve Avrupa Komisyonu nezdinde de ele alınan güncel hukuki meseleler arasında yer almaktadır.

Bu çerçevede öncelikle “eser” kavramının Türk hukukundaki yeri ve kapsamı üzerinde durulması gerekmektedir. Devamında ise yapay zekâ tarafından meydana getirilen ürünlerin fikrî mülkiyet hukuku bakımından ne şekilde değerlendirileceği incelenmelidir.

Günümüzde yapay zekâ sistemleri tarafından oluşturulan ürünlerin sayısı oldukça artmıştır. Üstelik bu ürünlerin önemli bir kısmı, insan eliyle meydana getirilen eserlerle kıyaslanabilecek ölçüde estetik ve sanatsal nitelikler taşımaktadır. Tam da bu noktada temel hukuki sorun ortaya çıkmaktadır: Yapay zekâ tarafından oluşturulan bir yaratım, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (“FSEK”) kapsamında eser niteliği taşıyabilir mi ve bu ürünler bakımından eser sahipliği kime ait olacaktır?

Türk hukukunda eser kavramı FSEK kapsamında düzenlenmiştir. Kanunun 1/B maddesinde eser; “sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema eserleri kapsamında değerlendirilen her türlü fikir ve sanat mahsulü” şeklinde tanımlanmaktadır.

Bu tanımdan hareketle, kanunda belirtilen unsurları taşımayan yaratımların FSEK korumasından yararlanamayacağı açıktır. Kanun koyucu her fikrî üretimi eser olarak kabul etmemiş; sahibinin kişisel özelliklerini ve özgünlüğünü yansıtmayan çalışmalar, belirli bir emeğin ürünü olsa dahi eser niteliğinde değerlendirilmemiştir.

Bununla birlikte bir eserin bilgisayar, tablet veya benzeri teknolojik araçlardan yararlanılarak meydana getirilmiş olması, tek başına eser niteliğinin reddedilmesine sebep olmaz. Önemli olan husus, yaratım sürecinde eser sahibinin aktif katkısının ve hususiyetinin bulunmasıdır. Dolayısıyla bir ressamın dijital ortamda tablet aracılığıyla oluşturduğu çalışma ile tuval üzerine yaptığı çalışma arasında, diğer şartların da mevcut olması kaydıyla, FSEK bakımından herhangi bir fark bulunmamaktadır.

Öte yandan yalnızca düşünce veya fikir aşamasında kalan unsurların eser olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bir yaratımın eser niteliği kazanabilmesi için, kişinin zihinsel dünyasından çıkarak dış dünyada somutlaşmış olması gerekir. Eserin tamamlanmış olması şart olmamakla birlikte, algılanabilir bir biçimde ortaya konulmuş olması zorunludur.

Yapay zekâ teknolojisinin üretim alanında ortaya koyduğu örneklerden biri, New South Wales Üniversitesi’nde Margaret Sarlej tarafından geliştirilen “Ahlaki Öyküleme Sistemi”dir. Bu sistemde kullanıcılar, belirlenen çeşitli duygular arasından seçim yapmakta; yapay zekâ ise bu duygular doğrultusunda Ezop masallarını andıran ve ahlaki sonuçlar içeren hikâyeler üretmektedir.

Yapay zekâ teknolojisinin kullanıldığı bir diğer alan ise edebiyat olmuştur. Ross Goodwin tarafından geliştirilen sistemde, araç üzerine yerleştirilen algılayıcılar ve GPS verileri yapay zekâ tarafından analiz edilmiş; yolculuk boyunca elde edilen veriler daha sonra edebî metinlere dönüştürülmüştür.

Şiir üretimi konusunda da yapay zekâ uzun süredir kullanılmaktadır. Bu alandaki dikkat çekici örneklerden biri, Google tarafından geliştirilen “Verse by Verse” isimli uygulamadır. Geliştirme süreci devam eden bu sistemde, veri tabanına yüklenmiş şairler arasından seçim yapılmakta; kullanıcı tarafından yazılan ilk dize esas alınarak uygun şiir dizeleri önerilmekte ve şiirin devamı yapay zekâ desteğiyle şekillendirilmektedir.

Yapay zekâ kullanımının bir diğer örneği ise resim sanatında görülmektedir. “The Next Rembrandt” projesi kapsamında, ünlü ressam Rembrandt van Rijn’ın yüzlerce eseri dijital ortamda analiz edilmiş; sanatçının teknik özellikleri, fırça kullanımı, ışık tercihleri ve kompozisyon anlayışı yapay zekâ tarafından incelenmiştir. Yapılan çok sayıda analiz ve geliştirme sonrasında, Rembrandt’ın sanat anlayışına oldukça yakın yeni bir tablo oluşturulmuştur.

Bunun yanında müzik alanında da yapay zekâ destekli üretimler dikkat çekmektedir. Özellikle MorpheuS ve AIVA gibi yapay zekâ sistemleri aracılığıyla film ve oyun sektöründe kullanılmak üzere çeşitli müzik eserleri oluşturulmaktadır.

Yakın dönemde dikkat çeken örneklerden biri de Mustafa Kemal Atatürk’ün görsellerinin yapay zekâ kullanılarak yeniden üretilmesidir.

Bir fotoğrafın FSEK kapsamında eser olarak kabul edilebilmesi için öncelikle sahibinin hususiyetini taşıması gerekmektedir. Bunun yanında, fotoğrafın estetik bir niteliğe sahip olması da aranan unsurlar arasında yer almaktadır. Nitekim FSEK’in 4. maddesi kapsamında estetik değeri bulunan fotoğraflar güzel sanat eseri olarak korunmaktadır.

Bununla birlikte kanun koyucu, estetik değer şartını taşımayan bazı fotoğrafları da özel olarak koruma altına almıştır. Teknik veya ilmî nitelik taşıyan fotoğraflar, eser niteliğinde kabul edilerek FSEK korumasından yararlanabilmektedir.

Ayrıca portreler bakımından özel düzenlemelere de yer verilmiştir. FSEK’in 86. maddesi uyarınca, tasvir edilen kişinin ölümünden itibaren on yıl geçmedikçe portrelerin kamuya sunulması kural olarak mümkün değildir.

Bir kişinin fotoğrafı bakımından en az iki farklı hak sahibi bulunmaktadır: Fotoğrafı çeken kişi ve fotoğrafı çekilen kişi. Bu nedenle fotoğraflar, hem fikrî mülkiyet hukuku hem de kişilik hakları bakımından birlikte değerlendirilmesi gereken özel bir alan oluşturmaktadır.

Şayet fotoğraf eser niteliğini taşıyorsa, fotoğrafı çeken kişi eser sahibi sıfatını kazanacak ve FSEK kapsamında düzenlenen mali ve manevi haklardan yararlanabilecektir. Başka bir ifadeyle, fotoğraf üzerindeki telif hakları kural olarak fotoğrafçının uhdesinde bulunmaktadır.

Ancak telif hakkının fotoğrafçıya ait olması, fotoğrafın sınırsız biçimde kullanılabileceği anlamına gelmemektedir. Bir kişiye ait fotoğraf, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında kişisel veri niteliği taşımaktadır. Aynı şekilde Türk Ceza Kanunu’nun 135 ve devamı maddeleri bakımından da kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde kaydedilmesi ve kullanılması suç teşkil edebilmektedir.

Öte yandan bir kişinin görüntüsü aynı zamanda özel hayatın kapsamı içerisinde değerlendirilmektedir. Bu sebeple ilgili kişinin açık rızası olmaksızın fotoğrafın yayımlanması, çoğaltılması veya kamuya sunulması hukuka aykırılık oluşturabilir. Böyle bir durumda, fotoğrafı paylaşan kişinin fotoğrafçı olması dahi hukuki ve cezai sorumluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Nitekim bu tür fiiller, Türk Ceza Kanunu’nun özel hayatın gizliliği ile kişisel verilerin korunmasına ilişkin hükümlerinin ihlali sonucunu doğurabilir.

FSEK’in 86. maddesinde bazı istisnai durumlara da yer verilmiştir. Buna göre; toplumun siyasal ve sosyal yaşamında rol üstlenen kişilere ait görseller, kamuya açık törenler veya genel toplantılar sırasında çekilen görüntüler ile günlük olaylara ilişkin haber niteliğindeki fotoğraflar bakımından ilgili kişinin ayrıca izin vermesi aranmayabilmektedir. Bununla birlikte, bu hallerde dahi Türk Medeni Kanunu’nun kişilik haklarını koruyan hükümleri uygulama alanı bulmaya devam etmektedir.

Bu kapsamda Mustafa Kemal Atatürk’e ait fotoğrafların kullanımı bakımından, ilgili yasal düzenlemeler doğrultusunda kamuya açık kullanım alanının bulunduğu kabul edilmektedir.

Türk hukuk sisteminde yapay zekâya bağımsız bir hukukî kişilik tanınmamış olması, yapay zekâ tarafından meydana getirilen ürünlerin eser niteliği bakımından önemli sonuçlar doğurmaktadır. Zira FSEK kapsamında eser sahipliği yalnızca gerçek kişilere tanınmıştır. Bu nedenle mevcut mevzuat çerçevesinde yapay zekâ sistemlerinin doğrudan eser sahibi olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

Dolayısıyla yapay zekâ tarafından üretilen görsellerin veya diğer yaratımların FSEK kapsamında eser olarak korunması, mevcut hukuk düzeni bakımından ciddi tartışmaları beraberinde getirmektedir. Kanunda eser sahipliğinin gerçek kişiye özgülenmiş olması sebebiyle, yapay zekâya ileride bir hukukî statü tanınması halinde dahi, yasal düzenleme değiştirilmediği sürece eser sahipliği sıfatının doğrudan yapay zekâya tanınması mümkün görünmemektedir.

Bu doğrultuda, yapay zekâ aracılığıyla oluşturulan Mustafa Kemal Atatürk görselleri mevcut mevzuat çerçevesinde eser statüsünde değerlendirilmemekte; bu nedenle söz konusu içeriklerin kullanımının genel olarak herkese açık olduğu kabul edilmektedir.