Aile Hukukunda Sadakat Yükümlülüğü ve Bu Yükümlülüğün İhlali Halinde Maddi ve Manevi Tazminat Talebi

Aile hukukunda sadakat yükümlülüğünün temel dayanağı, Türk Medeni Kanunu’nun “Evliliğin Genel Hükümleri” başlıklı bölümünde düzenlenen 185/3. Maddesidir. Bu hüküm uyarınca, eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadır. Belirtmek gerekir ki, Aile hukukunun tamamına hâkim olan eşler (karı-koca) arası eşitlik ilkesi, sadakat yükümlülüğü açısından da geçerlidir. Diğer bir ifade ile, sadakat yükümlülüğü aralarında cinsiyet ayrımı yapılmaksızın her iki eş için de geçerlidir ve eşit derecede bağlayıcıdır. 

Eşler arasındaki sadakat yükümlülüğü, evliliğin kurulmasıyla başlar ve evlilik birliğinin iptal, ölüm, boşanma gibi bir nedenle sona ermesine kadar devam eder. Ayrıca ayrılık kararı veya eşlerin fiilen ayrı yaşamaları ya da boşanma davası açılmış olması sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Belirtmek gerekir ki, eşlere yüklenen sadakat yükümlülüğü kadar açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte sadakat yükümlülüğü, nişanlılar bakımından da geçerlidir. Nişanlılar arasındaki sadakat yükümlülüğü nişanlanmayla birlikte başlar ve nişanlılık evlilikle sona erdiğinde eşler arasındaki sadakat yükümlülüğüne dönüşür. Nişanlılık evlilik haricinde bir sebeple sona erdiğinde ise, taraflar arasındaki sadakat yükümlülüğü de sona erecektir. Ayrıca, nişanlılar arasındaki sadakat yükümlülüğü de cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin, taraflar arasında eşit bir geçerliliğe ve bağlayıcılığa sahiptir.

Sadakat yükümlülüğünün en önemli görünümü cinsel sadakattir. Cinsel sadakat, eşlerin birbirleri haricindeki kimseyle cinsel ilişki kurmamalarını veya bu amaçla bir yakınlaşma yaşamamalarını ifade eder. Belirtmek gerekir ki, sadakat yükümlülüğünün cinsel boyutunun her ihlâli, zina olarak nitelendirilemez. Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesinde mutlak bir boşanma sebebi olarak düzenlenen zina, eşlerden birinin kusuruyla, karşı cinsten birisiyle cinsel ilişki kurması olarak ifade edilebilir. Zinanın aksine sadece karşı cinsle yaşanan değil, aynı cinsin arasında yaşanan cinsel ilişkiler de sadakat yükümlülüğünün ihlâli olarak nitelenir. Yine zina için, eşle üçüncü kişi arasında cinsel ilişki yaşanması zorunlu iken; sadakat yükümlülüğü cinsel ilişki niteliği taşımayan yakınlaşmalar suretiyle de ihlâl edilebilir. Hatta sadece duygusal yakınlaşma düzeyinde kalan, cinsel boyuta ulaşmamış duygusal ilişkiler vasıtasıyla da sadakat yükümlülüğü ihlal edilebilir. Ayrıca eşlerin üçüncü kişilerle ilişkilerinde, bu ilişkilerin evlilik birliğinin huzur ve mutluluğunu bozmayacak biçimde davranması gerekir. Yargıtay kararlarında eşin çok sık aralıklarla akşamları arkadaşlarıyla buluşup içki içmesi veya kahveye takılması, üçüncü kişiyle sık sık ve geç saatlere kadar süren akşam yemeklerine çıkılması, eşin uygun olmayan kıyafet ve konumlarda üçüncü kişiyle görüntü kayıtlarının alınması, cinsel ve/veya duygusal içerikli yazışmalar, eşlerden birinin neredeyse kazandığı paranın tamamını kumara, içkiye veya benzeri alışkanlıklarına harcaması ve bu nedenle ev masraflarına katılmaması, eşlerden birinin üçüncü kişi yararına, diğer eşin menfaatlerini göz ardı ederek davranması sadakat yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilmektedir.[1]

Sadakat yükümlülüğünün ihlâlinin sonuçlarının, nişanlılar ve eşler arasındaki sadakat yükümlülükleri açısından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Nişanlılar arasındaki sadakat yükümlülüğünün ihlâli, nişanlanma sözleşmesinin sona erdirilmesi bakımından haklı sebep teşkil eder. Sadakat yükümlülüğünün ihlâli nedeniyle nişanı bozan taraf, sadakat yükümlülüğünü ihlal eden (kusurlu) taraftan Türk Medeni Kanunu’nun 120 ve 121. maddeleri uyarınca maddi-manevî tazminat talep edebilir.

Eşler arasındaki sadakat yükümlülüğünün ihlâlinin sonuçlarından ilki, bu ihlalin bir boşanma (veya ayrılık) sebebi oluşturmasıdır. Eğer eşin sadakatsizliği zina boyutuna ulaştıysa, aldatılan eş, Türk Medeni Kanunu’nun 161. maddesi uyarınca zina nedeniyle boşanma davası açabilir. Kanun’da zina nedeniyle boşanma davası açma hakkının, eşin boşanma sebebi olan zinayı öğrenmesinden itibaren altı ay ve her halükârda zinadan itibaren beş yılın dolmasıyla düşeceği düzenlemiştir. Zina nedeniyle boşanma davası açma hakkını sona erdiren bir diğer neden de aldatılan eşin zinayı affetmesidir. Eşlerden birinin sadakat yükümlülüğünü ihlâl etmesi halinde, boşanmak isteyen, zina nedeniyle boşanma davası açmak dışında başvurabileceği yollar da mevcuttur. Sadakatsizlik yaratan davranışın niteliğine göre, Türk Medeni Kanunu’nun 162. maddesinde düzenlenen hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış ya da Türk Medeni Kanunu’nun 163. maddesinde düzenlenen haysiyetsiz hayat sürme nedenleriyle de boşanma davası açılabilir. Ayrıca sadakat yükümlülüğünün ihlâline dayanarak Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde düzenlenen; genel ve nisbî boşanma nedeni olan evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayanarak da boşanma davası açılabilir.  Belirtmek gerekir ki, sadakat yükümlülüğünü ihlâl eden taraf, evlilik birliği içerisinde kusurlu davranan taraftır ve sadakat yükümlülüğünü ihlâl eden taraf, kusuruyla boşanmaya neden olmanın sonuçlarına katlanacaktır. Türk Medeni Kanunu’nun 174/1. maddesinde boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceği düzenlenmiştir. Yani sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışın sonuçlarından biri de bu davranış nedeniyle boşanmanın gerçekleşmesi halinde ihlâlde bulunan eşin, karşı tarafa maddi tazminat ödeme yükümlülüğüyle karşılaşmasıdır. Nitekim, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi uyarınca yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın kusurunun, diğer tarafın kusurundan ağır olmaması gerekir. Sadakat yükümlülüğünün ihlâli niteliğindeki davranış, kusurlu davranış oluşturacağından, yoksulluk nafakasına hükmedilirken göz önünde bulundurulacaktır.[2]

Eşlerden birinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranmak suretiyle evlilik birliğinin ihlâline neden olması halinde, ihlali gerçekleştiren eşe manevi tazminat talebi yöneltilebilir. Boşanma halinde eşe yöneltilecek manevî tazminat talebi Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesinde düzenlenmiştir. Hükme göre, boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesinde yalnızca kendisine tazminat talebi yöneltilmiş olan tarafın kusurlu olması hali düzenlenmiştir. Dolayısıyla manevî tazminata hükmedilebilmesi için, tazminat talep eden kusursuz olması değil, davalıya oranla daha az kusurlu olması, manevî tazminat talebi için yeterlidir.

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, aldatılan kişinin, aldatılma nedeniyle uğradığı manevî zararın tazminini sadakat yükümlüsü olan eşi (veya nişanlısından) talep edebileceği konusunda herhangi bir tartışmalı husus yoktur. Tartışmalı husus, aldatılan kişinin ister sadakat yükümlülüğünü ihlâl eden kişiyle birlikte, isterse sadakat yükümlüsünü sorumlu tutmaksızın sadece aldatmaya katılan üçüncü kişiden manevî tazminat talebinde bulunup bulunamayacağı hususudur.

Yargıtay’ın üçüncü kişiye yöneltilen tazminat istemi konusunda istikrarlı bir uygulaması bulunmaktadır. Konuya ilişkin; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas No: 4-129, Karar No: 173 ve 24.03.2010 Tarihli kararında şu yönde hüküm tesis etmiştir:

 “Evli kişilerle ilişki uzun süre suç sayılmış ve aile kurumu bu yolla da koruma altına alınmak istenmiştir. Bu tür eylemlerin, daha sonraki yasal düzenlemeler sırasında suç olmaktan çıkarılmış olması, bu eylemin ahlâka aykırılığını ve dolayısıyla haksızlığını da ortadan kaldırmayacaktır. Zîrâ, bir eylemin Ceza Kanunu’na göre suç teşkil etmemesi ve müeyyidesinin düzenlenmemiş olması, borçlar hukuku hükümlerine göre ahlâka ya da hukuka aykırı olarak kabul edilmesine engel teşkil etmemektedir.”

 “Böylesi öneme sahip aile kurumuna mensup erkekle, evli olduğunu bilerek kurulan duygusal ve cinsel ilişkinin, hattâ ondan çocuk sahibi olmanın aile kurumuna ve onun mensubu olan kişilere vereceği zarar kaçınılmazdır ve davâlının bunu öngörmemiş olması düşünülemez.” [3]

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Esas No: 1646, Karar No: 916 ve 24.1.2013 Tarihli kararında şu yönde hüküm tesis etmiştir:

“… davâcının kendi eşi aleyhine boşanma davâsı açmamış olması hakkın kötüye kullanılması olarak düşünülemez. Yine davâcının kendi eşi aleyhine manevî tazminat davâsı açmamış olması müteselsil sorumluluk esaslarına göre davâlıya yönelik talep hakkından vazgeçtiği anlamına gelmez.”[4]


[1] Badur, Emel ve Gamze Turan Başara. “Aile Hukukunda Sadakat yükümlülüğü Ve Ihlalinden Kaynaklanan Manevi Tazminat Istemi”. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 65, sy. 1 (Mart 2016): 101-36. https://doi.org/10.1501/Hukfak_0000001807.

[2] Badur, Emel ve Gamze Turan Başara. “Aile Hukukunda Sadakat yükümlülüğü Ve Ihlalinden Kaynaklanan Manevi Tazminat Istemi”. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 65, sy. 1 (Mart 2016): 101-36. https://doi.org/10.1501/Hukfak_0000001807.

[3] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas No: 4-129, Karar No: 173 ve 24.03.2010 Tarihli kararı.

[4] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, Esas No: 1646, Karar No: 916 ve 24.1.2013 Tarihli kararı.