
Teknolojik gelişmelerin hız kazanması ve dijital dönüşüm sürecinin çalışma hayatına sirayet etmesiyle birlikte, geleneksel istihdam biçimlerine alternatif olarak daha esnek çalışma modelleri gündeme gelmiştir. Bu modeller arasında yer alan uzaktan çalışma, özellikle COVID-19 salgınının yarattığı zorunlu koşulların da etkisiyle geniş bir uygulama alanı bulmuş; çalışanların belirli bir işyeri mekânına bağlı kalmaksızın faaliyetlerini farklı ortamlarda sürdürebilmelerine imkân tanımıştır. Böylelikle modern çalışma yaşamında mekânsal bağımlılığın azaldığı yeni bir dönem başlamıştır.
Uzaktan çalışma sistemi, işveren bakımından giderlerin azaltılması ve iş süreçlerinin verimliliğinin artırılması gibi avantajlar sağlarken; çalışanlar yönünden ise sabit bir çalışma alanına bağlı kalmaksızın daha esnek ve özgür bir çalışma düzeni sunmaktadır. Bununla birlikte, bu modelin yaygınlaşması birtakım hukuki belirsizlikleri ve tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Bu tartışmaların başında, uzaktan çalışma sırasında meydana gelen olayların “iş kazası” olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorunu gelmektedir.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m.13 hükmünde iş kazası;
- Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
- İşveren tarafından yürütülen iş dolayısıyla,
- Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının görevle işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen sürelerde,
- Kanunun 4/1-(a) bendi kapsamında yer alan emziren kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
- Sigortalıların işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi esnasında,
meydana gelen ve sigortalıyı derhal ya da sonradan bedensel veya ruhsal açıdan engelli hâle getiren olay şeklinde tanımlanmıştır.
Uzaktan Çalışma
Uzaktan çalışma, genel bir üst kavram olup tele çalışma, evden çalışma, gezici satış temsilciliği gibi çeşitli istihdam biçimlerini kapsamaktadır. Bu çalışma modelinin ayırt edici özelliği, işyeri ile bağlantılı yer ve zaman sınırlarının nispeten esnekleşmiş olmasıdır. Çalışan, iş görme edimini işyeri dışında ifa etmekteyse de faaliyetler tek bir iş organizasyonu çerçevesinde yürütülmektedir.
Türk hukukunda uzaktan çalışma, 2016 yılında 4857 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinde yapılan değişiklikle mevzuata dahil edilmiştir. Aynı maddenin dördüncü fıkrası ile Uzaktan Çalışma Yönetmeliği m.4 hükmünde uzaktan çalışma; işçinin, işveren tarafından kurulan iş organizasyonu kapsamında iş görme borcunu evinde ya da teknolojik iletişim araçları aracılığıyla işyeri dışında yerine getirmesi esasına dayanan ve yazılı şekilde kurulan iş ilişkisi olarak tanımlanmıştır.
İş Kanunu m.14/6 hükmü uyarınca uzaktan çalışan işçiler, esaslı bir neden bulunmadıkça yalnızca iş sözleşmesinin niteliği sebebiyle emsal işçilere kıyasla farklı işleme tabi tutulamaz. Böylece eşit işlem ilkesi açıkça güvence altına alınmıştır. Aynı düzenleme, işverenin; işin niteliğini dikkate alarak iş sağlığı ve güvenliği konusunda çalışanı bilgilendirme, gerekli eğitimi sağlama, sağlık gözetimini gerçekleştirme ve temin ettiği ekipmana ilişkin güvenlik tedbirlerini alma yükümlülüğünün devam ettiğini hükme bağlamaktadır.
Uluslararası düzeyde ise evden çalışmaya ilişkin ilk kapsamlı belge, 20 Haziran 1996 tarihinde Uluslararası Çalışma Konferansı’nda kabul edilen 177 sayılı ILO Sözleşmesi ve 184 sayılı Tavsiye Kararıdır. Bu metinlerde, evde çalışanların işyerinde çalışanlarla eşit haklara sahip olduğu ve iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin sağlanmasının zorunlu bulunduğu açıkça belirtilmiştir.
Uzaktan çalışma modelinde de klasik çalışma düzeninde olduğu gibi işçinin işverene bağımlılığı ve iş görme borcu devam etmektedir. Buna karşılık işverenin de ücret ödeme borcu ile işçiyi gözetme borcu sürmekte; iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin önlemleri alma yükümlülüğü ortadan kalkmamaktadır.
Bununla birlikte her iş uzaktan çalışmaya elverişli değildir. Uzaktan Çalışma Yönetmeliği m.13 uyarınca tehlikeli kimyasal maddeler ve radyoaktif maddelerle çalışılan işler, bu maddelerin işlenmesi veya atıklarıyla ilgili faaliyetler ile biyolojik etkenlere maruz kalma riski barındıran işlerde uzaktan çalışma yapılamaz. Bu sınırlamanın amacı, yüksek risk içeren faaliyetlerin işyeri ortamında kontrol altında yürütülmesini sağlayarak iş kazası riskini en aza indirmektir.
İş Kazası
İş kazası; işçinin iş sözleşmesinden doğan edimini yerine getirirken işyerinde veya işin yürütümü dolayısıyla işyeri dışında maruz kaldığı ve bedensel ya da ruhsal zarara yol açan olayları ifade eder.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m.3/1-(g) hükmü uyarınca iş kazası; işyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme yol açan ya da vücut bütünlüğünü ruhen veya bedenen engelli hâle getiren olay olarak tanımlanmıştır.
Bu düzenleme, iş kazasının yalnızca işyeri sınırları içinde gerçekleşen olaylarla sınırlı olmadığını; işin yürütümü ile bağlantılı olarak işyeri dışında meydana gelen olayların da bu kapsamda değerlendirilebileceğini ortaya koymaktadır. İşin ifasının işyeri dışında gerçekleştiği durumlardan biri de uzaktan çalışmadır.
Uzaktan Çalışma Sürecinde İş Kazası
Uzaktan çalışma sırasında meydana gelen her olayın otomatik olarak iş kazası sayılması mümkün değildir. Esas belirleyici ölçüt, olay ile işin yürütümü arasındaki uygun illiyet bağının varlığıdır. Eğer meydana gelen zarar ile işin ifası arasında hukuken kabul edilebilir bir bağlantı kurulamazsa, söz konusu olay iş kazası olarak nitelendirilemez.
Uzaktan çalışma düzeninde illiyet bağının tespiti, klasik işyeri modeline kıyasla daha karmaşık bir değerlendirme gerektirir. Zira işçi, işverenin doğrudan gözetim ve denetimi dışında faaliyet göstermekte; çalışma alanı ve sınırları daha esnek bir görünüm arz etmektedir. Bu durum, iş ile kişisel faaliyetlerin iç içe geçmesine yol açabilmektedir.
Örneğin işyerinde, çalışma saatleri içinde çalışanların kullanımına tahsis edilmiş bir kahve makinesinin patlaması sonucu işçinin zarar görmesi, işyeri sınırları içerisinde gerçekleştiğinden iş kazası olarak kabul edilir. Buna karşılık uzaktan çalışan bir işçinin evinde veya farklı bir mekânda bulunan kahve makinesinin patlaması sonucu zarar görmesi hâlinde, olayın iş kazası sayılması işveren açısından öngörülemez ve hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabilir.
Benzer şekilde, uzaktan çalışan işçinin çalışma saatleri içerisinde iş görme borcuyla ilgisi bulunmayan bir faaliyette –örneğin cam silme sırasında– yaralanması hâlinde, meydana gelen zarar ile işin yürütümü arasında uygun illiyet bağı kurulamayacağından bu olay iş kazası kapsamında değerlendirilemeyecektir.
Dolayısıyla uzaktan çalışma ortamında gerçekleşen her olayın iş kazası olarak kabulü mümkün değildir. Somut olayın özellikleri dikkate alınmalı; zararın işin ifasıyla doğrudan bağlantılı olup olmadığı titizlikle incelenmelidir. İşçinin tamamen kişisel davranışlarından kaynaklanan zararlar bakımından işverenin sorumluluğuna gidilemez.
