Mirasçılıktan Çıkarılmanın Mirasçılık Statüsüne Etkisi

Miras bırakanın, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde saklı paylı yasal mirasçısını mirasçılıktan çıkarması mümkündür. Genel kural olarak, mirastan çıkarılan kişi tereke üzerinde herhangi bir hak talep edemeyeceği gibi, tereke borçlarından da sorumlu tutulamaz. Bununla birlikte, mirasçılıktan çıkarma müessesesi, ilgili kişinin tereke ile olan hukuki bağını bütünüyle ortadan kaldıran bir sonuç doğurmamaktadır.

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da açıkça vurgulandığı üzere; mirasçılıktan çıkarma, mirasçının mirasçılık belgesi talep etmesine engel teşkil etmediği gibi, mirasçılık sıfatını da kendiliğinden sona erdirmez. Bu nedenle mirasçılıktan çıkarılan kişinin, terekeye ilişkin olarak açılan davalarda taraf ehliyetinin bulunduğu kabul edilmelidir. Zira mirasçılıktan çıkarmanın hüküm ve sonuçları, ancak terekenin paylaşımı ve tasfiyesi aşamasında hukuki önem kazanır. Bu çalışmada; mirasçılıktan çıkarmanın mirasçılık sıfatına ve dava husumetine etkisi ile mirastan çıkarılan kişinin murisin borçlarından sorumluluğu ele alınmaktadır.

Miras, miras bırakanın ölümü ile birlikte açılır ve ona ait tüm malvarlığı unsurları bir bütün hâlinde mirasçılara geçer. Mirasın açılmasıyla birlikte gerek yasal gerek atanmış mirasçılar mirası külli halefiyet esasına göre kazanırlar. Terekenin paylaşımı tamamlanıncaya kadar mirasçıların oluşturduğu bu hukuki birliktelik “miras ortaklığı” olarak adlandırılır.

Miras ortaklığı süresince mirasçılar, terekeye elbirliği mülkiyeti hükümleri çerçevesinde sahiptir ve miras bırakanın borçlarından dolayı üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumludurlar. Mirasın açılmasıyla birlikte tüm yasal mirasçılar mirasçılık belgesi talep etmeye yetkili olup, bu belge aksi ispat edilinceye kadar kişinin mirasçı sıfatını haiz olduğunu gösterir.

Mirasçılıktan çıkarma kurumu, Türk Medeni Kanunu’nun 510 ila 513. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Buna göre miras bırakan, kanunda sınırlı olarak sayılan sebeplerin varlığı hâlinde saklı paylı yasal mirasçısını, ölüme bağlı bir tasarrufla (vasiyetname veya miras sözleşmesi aracılığıyla) mirasçılıktan çıkarabilir. Yargıtay kararlarında mirasçılıktan çıkarma; “Mirasçılıktan çıkarma saklı payın temelini teşkil eden aile dayanışmasının zedelendiği hallerde, saklı paylı mirasçıyı mirasından uzaklaştırma olanağını miras bırakana tanınan ölüme bağlı bir tasarruftur. Bu tasarrufla vasiyetçi, saklı paylı mirasçısını miras hakkından ve saklı payından yoksun bırakır.” şeklinde tanımlanmaktadır.

Mirastan ıskat, cezai (olağan) ve koruyucu olmak üzere iki farklı türde karşımıza çıkar. Mirasçının, miras bırakana veya onun yakınlarına karşı ağır bir suç işlemesi ya da ailesine karşı kanuni yükümlülüklerini ağır kusurla ihlal etmesi hâlinde cezai ıskat söz konusu olur. Koruyucu ıskat ise, borçlarını ödeme gücünden yoksun durumda bulunan altsoyun, miras payının alacaklılara gitmesini önlemek amacıyla uygulanır ve bu hâlde altsoy yalnızca saklı payının yarısı oranında mirastan çıkarılabilir.

Iskat işlemi, saklı payın tamamına yönelik olabileceği gibi kısmi de olabilir. Tam ıskatta mirasçı tereke üzerinde hiçbir hak iddia edemezken; kısmi ıskatta mirasçılık sıfatı devam etmekte, yalnızca saklı payın belirli bir bölümünden yoksun kalınmaktadır.

Miras bırakanın vefatıyla birlikte tüm yasal mirasçılar mirasçı sıfatını kazanır. Ölüme bağlı tasarrufla gerçekleştirilen mirasçılıktan çıkarma ise, mirasçının tereke ile olan ilişkisini kendiliğinden sona erdirmez. Zira bu tasarrufun hukuki sonuçları, terekenin tasfiyesi ve paylaşımı aşamasında dikkate alınır. Bu husus Yargıtay içtihatları ile açık biçimde ortaya konulmuştur:

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, Esas No: 2025/2084, Karar No: 2025/2857;

“Hakkında mirastan çıkarma ve yoksunluk sebepleri gerçekleşen veya mirası reddeden ya da mirastan feragat eden mirasçının tereke ile ilişkisi tümden kesilmiş sayılmaz. Mirastan çıkarma ve yoksunluk sebeplerinin gerçekleşmesi ya da mirasın reddi veya mirastan feragat edilmiş olması, ilgili kişinin mirasçılık belgesi istemesine engel bir neden olmadığı gibi, ilgili kişinin mirasçılık sıfatını da ortadan kaldırmaz.”[1]

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, Esas No: 2016/2805, Karar No: 2018/7151;

“Hakkında mirastan çıkarma ve yoksunluk sebepleri gerçekleşen veya mirası reddeden ya da mirastan feragat eden mirasçının tereke ile ilişkisi tümden kesilmiş sayılmaz. Mirastan çıkarma ve yoksunluk sebeplerinin gerçekleşmesi ya da mirasın reddi veya mirastan feragat edilmiş olması ilgili kişinin mirasçılık belgesi istemesine engel bir neden olmadığı gibi, ilgili kişinin mirasçılık sıfatını da ortadan kaldırmaz. Bu nedenle mirasçılardan biri veya birkaçı yönünden mirastan çıkarma ve yoksunluk sebeplerinin gerçekleşmesi ya da mirasın reddi veya mirastan feragat edilmiş olması durumunda bu olgular yok sayılarak miras bırakanın tüm mirasçılarını ve miras paylarını gösterir şekilde mirasçılık belgesinin düzenlenmesi, hüküm yerinde ilgili mirasçı veya mirasçılar yönünden mirastan çıkarma ve yoksunluk sebeplerinin gerçekleştiği ya da mirası red veya mirastan feragat ettikleri açıklanarak bu olguların hukuki sonuçlarının terekenin bölüştürülmesi sırasında gözetileceğine işaret edilmesi gerekir.”[2]

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, Esas No: 2015/2664, Karar No: 2015/9693;

“Mirastan çıkarma ve yoksunluk sebeplerinin gerçekleşmesi ya da mirasın reddi veya mirastan feragat edilmiş olması ilgili kişinin mirasçılık belgesinde mirasçı olarak gösterilmesine ve kendisine mirastan pay verilmesine engel bir neden değildir. Ne var ki, bu olguların hukuki sonuçlarının terekenin bölüştürülmesi (tasfiyesi) sırasında gözetileceğinin hüküm yerinde gösterilmesi gerekir.”[3]

Bu kararlar doğrultusunda; mirasçılıktan çıkarma, mirasçı sıfatını ortadan kaldırmamakta, yalnızca tasfiye aşamasında sonuç doğurmaktadır. Bu nedenle paylaşım gerçekleşinceye kadar mirasçıların tereke ile hukuki bağları sürmekte ve şekli anlamda mirasçı sıfatları devam etmektedir.

Miras bırakanın borçlarından dolayı alacaklılar, alacaklarının tahsili amacıyla mirasçılara karşı dava açabilirler. Mirasçıların tereke borçlarından müteselsilen sorumlu olması sebebiyle bu davalar tüm mirasçılara, bir kısmına veya yalnızca bir mirasçıya yöneltilebilir.

Mirasçılık sıfatını haiz olan herkes, bu davalarda taraf sıfatına sahiptir. Yukarıda açıklandığı üzere mirasçılıktan çıkarılan kişinin mirasçı sıfatı paylaşım aşamasına kadar ortadan kalkmadığından, terekeye ilişkin olarak açılan davalarda pasif husumet ehliyeti de devam etmektedir. Bu sebeple mirasçılıktan çıkarılmış olmak, tek başına husumet itirazının kabulü için yeterli değildir.

Ayrıca mirasçılıktan çıkarmaya dayanak oluşturan ölüme bağlı tasarrufun iptali gibi davaların, terekeye ilişkin alacak davaları bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165. maddesi kapsamında bekletici mesele yapılması da isabetli değildir. Zira mirasçılık sıfatı devam etmekte olup, mirasçılar arasındaki iç uyuşmazlığın çözümünün beklenmesi usul ekonomisi ilkesine aykırılık teşkil edecektir.

Türk Medeni Kanunu’nun 641. maddesi uyarınca mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludur. Mirasçılıktan çıkarılan kişi de tasfiye aşamasına kadar mirasçı sıfatını koruduğundan, şekli olarak bu sorumluluk kapsamındadır.

Ne var ki mirasçılıktan çıkarmanın hukuki sonuçları gereği; mirastan ıskat edilen kişi terekeden herhangi bir talepte bulunamayacağı gibi, murisin borçlarından da nihai olarak sorumlu tutulamaz. Bu nedenle, borca ilişkin davalarda mirasçılıktan çıkarılma olgusu, kararın icrası ve ilam aşamasında dikkate alınmalıdır.

Yargıtay’ın istikrarlı içtihatlarına göre; mirasçılıktan çıkarma, mirasçılık belgesi alınmasına engel olmadığı gibi mirasçı sıfatını da kendiliğinden sona erdirmez. Bu tasarrufun hüküm ve sonuçları ancak terekenin tasfiye ve paylaşımı aşamasında hukuki değer kazanır.

Mirasın açılmasıyla birlikte yasal mirasçılık sıfatı kazanılmakta; mirasçılıktan çıkarma ise paylaşım aşamasında sonuç doğurmaktadır. Bu sebeple mirasçılıktan çıkarılan kişi, üçüncü kişiler tarafından terekeye ilişkin açılan davalarda mirasçı sıfatıyla husumet ehliyetini sürdürmektedir. Ancak mirasçılıktan çıkarmanın doğal sonucu olarak, murisin borçlarından nihai sorumluluğu bulunmamaktadır. Netice itibarıyla; mirasçılıktan çıkarılan kişi şekli anlamda mirasçı sıfatını korumakla birlikte, mirasçılıktan çıkarılmanın sonuçları gereği murisin borçlarından sorumlu tutulamaz.


[1] Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, Esas No: 2025/2084, Karar No: 2025/2857.

[2] Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, Esas No: 2016/2805, Karar No: 2018/7151.

[3] Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, Esas No: 2015/2664, Karar No: 2015/9693.